Bilim ve teknolojinin gelişmesi her alanda bir taraftan bilginin genişlemesine yol açarken, bir taraftan da bilim dallarının çalıştığı alanda alt disiplinlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Dünyadaki gelişmelere uygun olarak coğrafya alanında da önemli gelişmeler olmuş, zaman içerisinde coğrafyanın ana disiplinlerinden biri olan beşeri coğrafyanın ilgilendiği konuların çeşitlendiği görülmüştür. Beşeri coğrafyanın alt disiplinlerinden biri siyasi coğrafyadır. Siyasi coğrafya 19. Yüzyılın sonlarından itibaren gelişmiş ve sistematik çalışan bir disiplin haline gelmiştir. Siyasi coğrafya zaman zaman dünya siyasetine yön veren bir nitelik kazanmıştır. Nihayetinde 20. Yüzyılın ilk yarısında yaşanan iki dünya savaşının gelişim süreçlerinde, siyasi coğrafyacıların yönlendirmelerinin etkili olduğu görülmüştür. Türkiye de birçok alanda olduğu gibi siyasi coğrafyanın gelişim sürecinin de yavaş geliştiği anlaşılmaktadır. Bu çalışmada Türkiye’de “siyasi coğrafya” alanında yapılmış olan araştırma ve yayınlar incelenerek, bu alanda nasıl bir gelişme, değişme ve çeşitlenme olduğu vurgulanmaya çalışılacaktır. Literatür taraması ve analizine dayalı olarak yapılacak çalışmada bir taraftan kronolojik bir yaklaşımla çalışmalar ele alınırken, bir taraftan da yapılan yayınların içerik ve kapsamı üzerinde durulacaktır.

Anahtar Kelimeler: Siyasi coğrafya, jeopolitik, Türkiye

Siyasi Coğrafya Literatürü Üzerine Bir Değerlendirme

Hamza AKENGİN- Ayşe YAŞAR

Turizm Sektörünün Şehirleşmeye Etkileri: Manavgat Örneği

Hamza AKENGİN- Yücel DİNÇ 

Türkiye’de turizm sektörü, 1980’li yılların başından itibaren özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarında gerçekleştirilen yatırım ve teşvikler sayesinde önemli bir gelişme göstermiştir. Bu durum, turizme dayalı bir şehirleşme sürecini beraberinde getirmiştir. Manavgat (Side), bu süreci yaşayan yerleşmelerden biri olmuştur. Bu çalışmanın amacı; Manavgat’ta turizm sektörünün şehirleşmeye etkilerini sosyal, ekonomik ve demografik göstergeler yardımıyla incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, çeşitli kurumlardan elde edilen veriler, doküman analizine tabi tutulmuş ve her bir veri setini oluşturan istatistiksel değerlerin önemli değişimler gösterdiği dönemler üzerinde durulmuştur. Bu dönemler, Manavgat’ta turizm sektörünün geliştiği dönemlerle ilişkilendirilerek turizm sektörünün şehirleşmeye etkileri ortaya konulmuştur. Manavgat, önceleri kırsal karakterleri ön planda olan bir yerleşme iken, 1980’li yılların başından itibaren artan turizm teşvikleri ve yatırımları sayesinde hızlı bir şehirleşme sürecine girmiştir. Önemli bir turizm bölgesi olarak gelişen Side, 2000’li yıllara kadar Manavgat’tan ayrı bir mekânsal gelişim göstermiştir. Bu duruma rağmen, Side’deki turizm tesislerinde çalışanların Manavgat’ta ikamet etmesi, Side’de olduğu gibi Manavgat’ın da nüfus özelliklerini ve yatay gelişimini etkilemiştir. Manavgat, günümüzde Side’yi de içerisine alacak şekilde genişlemiştir. Ancak turizm faaliyetleri, şehrin geneline dengeli bir şekilde dağılmamış olup, turizm sektörünün kalbi daha çok Side’de atmaktadır. Bu nedenle, bütünleşik turizm kapsamında turizm yatırımlarının Side’den Manavgat şehir merkezine yönlendirilmesi, sürdürülebilirlik bakımından büyük önem arz etmektedir.

Anahtar kelimeler:Turizm, Şehirleşme, Turizm Kentleşmesi, Manavgat

Your

Title.

SİYASİ COĞRAFYA, JEOPOLİTİK VE ORTADOĞU JEOPOLİTİĞİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Siyasi coğrafya iki yönlü bir alan/disiplin olup, hem siyasetle hem coğrafya ile ilgilidir. Siyasi coğrafyanın iki yönlülüğü herhangi bir alanda alanın yönetimine yönelik politikalar oluşturulurken coğrafi şartların dikkate alınması demektir. Bu, coğrafi şartların siyaseti etkilediği anlamına gelmektedir. Tarihi dönemde dünyanın değişik bölgelerinde koloni kuran ve buraları sömürgeleştiren devletlerin yerel halklarla ilişkilerini düzenlerken genellikle azınlık grupları destekleyerek aristokrasiyi azınlıklardan oluşturup, çoğunluk olan kitleleri ihmal ederek yönetim erkini azınlıklarla paylaşması sömürge olan topraklardaki nüfus yapısı ile ilgili olup bu durum coğrafi şartlarla ilişkilidir. Yönetim gücünü elinde bulunduranların herhangi bir bölgeye yönelik takip ettikleri politikalar o bölgenin kalkınmasına veya kalkınmamasına yol açarak öncelikle coğrafi görünümün olumlu veya olumsuz değişmesine yol açabilmektedir. Hükumetlerin bir bölgedeki alt yapı faaliyetlerini destekleyip, ekonomik bakımdan bir takım teşvikler uygulaması o bölgenin kısa veya uzun vadede coğrafi görünümünü değiştirmektedir. Dünyanın her yerinde bu durumun sayısız örneği bulunmaktadır.

ENERJİ KAYNAKLARININ KULLANIMININ MEKÂNSAL DEĞİŞİMİ
ŞEKİLLENDİRMESİ KONUSUNDA BİR ÖRNEK: DOHA

Hamza AKENGİN, Hakan KURDOĞLU

Günümüz Dünyasında, geçmişle kıyasladığında coğrafi görünümün her geçen gün artan bir hızla değiştiği dikkati çekmektedir. Bu değişimin arkasında çok çeşitli faktörler vardır. Bu faktörler irdelendiğinde insanoğlunun zaman içinde ürettiği bilgi birikiminin uygulamaya dönüşmesi sürecinde kullandığı makinaların çok önemli bir etki yaptığı anlaşılmaktadır. 18. yüz yılın sonuna doğru buhar gücünden faydalanılarak çarkların döndürülmeye başlanılması ile kas gücü, suyun düşme kuvveti ve o zamanın şartlarında rüzgâr dışında yeni bir güç kaynağı insanlığın hizmetine girmiştir. Yeni bir güç kaynağına sahip olan insanoğlunun sürdürdüğü faaliyetlerle, mekânı değiştirmesi konusunda en önemli dönüm noktalarından birini içten yanmalı motorların keşfi ve kullanılmaya başlaması oluşturmuştur. İçten yanmalı motorların veya makinelerin yaygın olarak kullanılmaya başlanılması ile insanlığın hayatına yeni bir enerji kaynağının girmiştir: petrol. Aslında petrol insanlık için yeni bir enerji kaynağı değildir. Çünkü petrol aydınlatma ve ısınma amacı ile özellikle çok eski tarihlerden beri bilinmekte ve kullanılmaktadır. Petrolün esas önemini kazanması, bir taraftan enerji kaynağı olarak içten yanmalı motorlarda kullanılmaya başlaması, bir taraftan da hammadde kaynağı olarak türevlerinden binlerce madde üretilmesi ile gerçekleşmiştir. Petrolün enerji ve hammadde kaynağı olarak gerçek değerinin anlaşılması XIX. yüzyılın sonu XX. yüzyılın başında olmuştur. Petrolün enerji ve hammadde kaynağı olarak kullanılması ile “petrol merkezli yeni bir dünya” kurulduğu ve dünyanın siyasi ve ekonomik görünümünün yeniden şekillenmeye başladığı anlaşılmaktadır. Zaman içerisinde dünya ekonomisinin can suyu haline gelen petrolün, bu maddeye sahip olan ve kullanan ülkelerin ekonomik, siyasi ve kültürel bakımdan şekillenmesinde birinci derecede etkili olduğu görülmektedir. Petrol yanında, zaman içinde dünya ekonomisi için en temel maddelerden biride gene enerji kaynağı olan doğal gazdır. Bazı ülkelerin petrol ve doğalgaz rezerv ve çıkarımı bakımından Dünya genelinde çok önemi bir yere sahip olduğu bilinmektedir.

Dünya’da şehirleşme sürecinin sanayi devrimi ile yeni bir ivme kazandığı, 1850’lerden itibaren bu hareketin başta İngiltere olmak üzere, Belçika, Fransa, Almanya ve Amerika’ya yayıldığı bilinmektedir. Türkiye’de ise şehirleşme hareketleri Avrupa’ya göre oldukça geç bir tarihte, ancak 1950’lerde başlamıştır. Günümüzde şehirlere doğru olan nüfus hareketi hem dünya genelinde, hem de Türkiye özelinde devam etmekte ve gelecekte de bu hareketin artan bir seyir izleyeceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, dinamik bir alan olan şehirler hakkında yapılan çalışmalar geleceğin şehirlerinin planlanması açısından önemli bir yere sahiptir. Bu doğrultuda; bu çalışmada bir zamanlar Anadolu kasabası görünümünde olan Geyve’nin şehirsel gelişimi ile kurulduğu sahanın coğrafi şartları arasındaki ilişki ile bu coğrafi çevrenin meydana getirdiği avantajlar ve dezavantajların araştırılması amaçlanmıştır. Yapılan literatür taramasında Geyve şehir coğrafyası üzerine çalışma olmamasından hareketle, bu konuda yapılacak bir araştırmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Bu
araştırma planlanırken yöntem olarak hem nicel hem de nitel yöntemlerin birlikte kullanılması hedeflenmiştir. Ana problemimizi oluşturan; ‘’Geyve şehrinin gelişimi ile coğrafi şartlar arasında ilişki var mıdır?’’ sorusuna cevap aranmıştır.
Anahtar Kelimeler: Şehir Coğrafyası, Coğrafi Şartlar, Geyve.

Geyve’de Şehirsel Gelişme ve Coğrafi Şartlar Arasındaki İlişkinin Araştırılması
The Relation between Urban Development and Geographic Conditions in Geyve

Türkiye'nin Fiziki Coğrafyası

Türkiye fiziki coğrafyası ile ilgilenenlerin başvuru kaynağı olarak tasarlanan bu eser aynı zamanda üniversitelerin değişik bölümlerinin müfredatında bulunan ders içerikleri de dikkate alınarak hazırlanmıştır. Bu çerçevede eğitim fakültelerinin Sosyal Bilgiler ve Coğrafya öğretmenliği programlarında yer alan Türkiye'nin Fiziki Coğrafyası dersi içeriği dikkate alınmıştır. Bu kitabın giriş ve konum başlığı altında; Türkiye fiziki coğrafyası konusundan genel bir çerçeve çizilmiş ve doğal şartlar bakımından konumu ve bunun bazı sonuçlarına yer verilmiştir.

Çok sayıda politikacı ve siyaset bilimci Türkiye’nin dünya üzerindeki yerinin önemine işaret etmektedir. Dünya üzerindeki konumu değişmese de, yaşanan siyasi ve politik gelişmeler her geçen gün Türkiye’nin bu öneminin artacağına işaret etmektedir. Dolayısı ile Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı sorunlar ile sahip olduğu zenginliklerin kaynağı olan doğal şartları anlama konusunda bu eserin faydalı olacağını düşünüyor, Türkiye’nin fiziki coğrafya şartları ile ilgilenenler için bir başvuru eseri olmasını temenni ediyoruz.

İnsanoğlu dünya sahnesinde faaliyet göstermeye başladığı günden beri doğa ile mücadele etmektedir. özellikle sanayi inkılâbından sonra insanoğlunun doğaya ve doğal ortama müdahalesi büyük bir hız ve ivme kazanmıştır. Tabiat bu müdahalelerin bir sonucu olarak doğal dengenin bozulmasının bedelini, deprem, heyelan, çığ düşmesi, sel ve taşkınlar, asit yağmurları ve ekolojik dengenin bozulması sonucu ortaya çıkan hastalıklar gibi yolarla ağır bir şekilde ödetmektedir. Bozulan doğal denge kolay kolay tekrar kurulamamaktadır. Ayrıca dünya nüfusu sürekli artarken, insanoğlunun üzerinde faaliyet gösterdiği mekân olan yeryüzündeki karaların alanı hiç değişmemektedir. Dolayısı ile üzerinde beşeri faaliyetlerin sürdüğü mekânın çok iyi korunması gerekmektedir.

SOCIAL STRUCTURE, DEMOCRATIC PARTICIPATION AND SECURITY IN ISLAMIC STATES

In modern age securing social justice and preparing safe settings to maintain social peace are among the most critical issues that global states have to confront with. A closer inspection is directed to regions which presently deal with close combat and security issues shows that they all bear common characteristics some of which can be listed as; restricted public participation in national administration, low per capita income, widespread unemployment, high ratio of baby deaths, short average life expectancy compared to developed countries, low literacy rate and lowness of general educational level amongst the group in literacy age, failure to practice democratic customs in state administration. It is of common knowledge that traditional social structure is still preserved in a considerable number of Islamic states holding a population of circa one and a half billion people. It is also noticeable that socio-economical and security problems widely witnessed in global combat regions are mostly pervasive in Islamic states. On that account maintaining social security and stability stand as priority issues in a number of Islamic states. United Nations and international organizations annually issue large quantities of statistical data on the social, cultural and economical features of all countries. Based on these published data, the purpose of present study is to analyze the connection between social structure, democratic participation and general security in some Islamic states.

©2020 by Hamza Akengin.